Paris’te artık Türk sanatçıların da atölyesi var
| 28 Ocak 2010 | Deniz Yalım Kadıoğlu | Bu habere henüz yorum yapılmadı
Evet, artık bizim de bir atölyemiz var. SIMIT Derneği öncülüğünde, İKSV ve CulturesFrance desteğiyle Cité Internationale des Arts’da açılan atölye, önümüzdeki yirmi yıl boyunca Türkiye’den gelen sanatçıları ağırlayacak, özel bir kurulun seçeceği genç sanatçıların altı aylık periyodlarda çalışmalarına Paris’te devam etmesine imkan verecek. İlk misafirler gelmeye başladı bile…
Atölyenin açılışı, Türkiye Mevsimi kapsamında 14 Ocak’ta, on iki Türk sanatçının ortak sergisi “Entre deux, İstanbul-Paris” ile aynı anda yapıldı. İki açılışın aynı gün yapılması tesadüf değildi elbet… Serginin, atölyenin ve SIMIT Derneği’nin anlamı birbiriyle çok iyi örtüşmüş.
Ulusal kimlik tartışması neden haklı?
| 21 Ocak 2010 | Pinar Ersoy | 1 yorum
Fransa aylardır Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin girişimiyle başlayan “ulusal kimlik” tartışmasını konuşuyor. Birçok kesime göre değil Fransız olmayı tanımlamak böyle bir girişim başlatmak bile ırkçılıkla eşdeğer. Peki girişim tamamen haksız mı? Kenan Devletyan “ulusal kimlik” tartışmasının haklı taraflarını yazdı… P.E.
Peki ulusal kimlik arayışı Fransa için bir mecburiyet haline mi geldi?
Doğrusu objektif bakmak gerekirse bu sorunun cevabı “evet.” Zira Fransa’da Fransız anne babadan doğmuş olsa da her çocuk etnik bakımdan yude yüz Fransız değil. Birçoğu değişik etnik guruplara veya milliyetlere mensup eşlerden doğma bu çocuklar kültür ve yetiştirme açısından da Fransız değiller. Fransız okullarında eğitim almaları bunda en ufak bir değişiklik yaratmıyor.
Buna karşılık köken olarak gerçek Fransız nüfus artışı yılda %1. Yanlış okumadınız yüzde bir! Yapılan araştırmalar fazla değil sadece 60 yıl sonra Fransa’da hiç Fransız kalmayacağını söylüyor. Tabi bu veriler Fransız kamuoyunu ve politikacılarını rahatsız ediyor. Bu da Fransa da sağ partilerin söylemlerini ve oylarını artırmalarına yarıyor.
Etiketler: Fransa > göçmen > ırkçılık > milli kimlik > Sarkozy > ulusal kimlik
Edwy Plenel: Fransa bir demokrasi krizi yaşıyor. Devrime ihtiyacımız var! (özel)
| 12 Ocak 2010 | Pinar Ersoy | Bu habere henüz yorum yapılmadı
8 Ocak’ta, başka bir proje için, tamamen alakasız bir konuda Edwy Plenel ile röportaj yaptım.
Le Monde gazetesini yedi yıl yöneten, Fransa’nın en çok saygı duyulan gazetecileri arasında sayılan Plenel, röportaj boyunca ancak bir Fransız’a yakışacak kadar ağdalı bir dille uzun cümleler kurarak konuştu.
Ancak söz Fransa’ya geldiğinde tavrı birden değişti. Tutkuyla sinir arasında bir ses tonu takındı, üzerinde saatlerce düşündüğü belli olan cümleleri tane tane sıraladı. Tavrı beni bu konudaki samimiyetine ve “bu tablo” karşısında duyduğu üzüntüye inandırdı. Aktarıyorum:
- Fransa’da bir demokrasi krizi yaşanıyor.
- Bu yalnızca Sarkozy dönemine özel bir durum değil… Ama Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığında bu durum daha da şiddetlendi.
- Sarkozy’nin başkanlığı bü ülkeyi yordu; zorluklarını, gerginleriklerini daha da derinleştirdi, hatta insanlardan kopardı.
- Fransa’da demokratik bir tehlike olduğunu, basının da bunun zaman zaman aynası zaman zaman itici gücü olduğunu düşünüyorum.
- Bu ülke politik olarak liberal değil.
- Fransa artık başkanlık sistemiyle, Napolyoncu ve monarşik bir sistemle yönetilen bir ülke. Güçler arasında denge ve eşitlik yok.
- Fransa’nın kendisini baştan sona yenileyecek bir demokratik devrime ihtiyacı var.
Edwy Plenel kimdir?
1996-2003 yılları arasında Le Monde gazetesinin yayın yönetmenliğini yaptı. İktidar savaşını kaybedince ayrıldı. 2007 yılı sonunda, bağımsız haber sitesi Mediapart’ı kurdu. Kariyerine “gazetecilik labaratuvarı” dediği bu sitede devam ediyor.
Doksanların başından kalma bıyığıyla tam bir “Fransız gazeteci” karikatürünü andırıyor. Aslında son derece sempatik biri… Kendi toplumu üzerine kafa yoruyor. Görüşlerinin solcu geçmişinin fazlasıyla etkisi altında olduğu söyleniyor. Eleştiriliyor.
Fransa: Bir sistem eleştirisi
| 10 Ocak 2010 | Pinar Ersoy | Bu habere henüz yorum yapılmadı
Kenan Devletyan Fransa’da sistemi, bu sistemin içine girmenin yollarını, karşılığında alacaklarınızı yazdı. Güzel bir toplum eleştirisi… P.E.
2002 yılında büyük umutlar ile yaşamak için gittiğim Fransa’da insanlar ben daha gelmeden referandumlarını yapmış ve tasarruflarını her ne olursa olsun refahtan yana kullanmışlardı. Kapitalist sistemde bir parça olmayı bilinçli veya bilinçsiz kabul etmiş, kendine adeta teselli olarak sunulan cicili biçili vitrinler ve göz alıcı teknoloji ile kendini mutlu olduğuna inandırmıştı.
Aslında bu sisteme kapılmak veya mecburen sürüklenmek bir şekilde olası ve makul görülebilir. Zira size vaad edilen parıltılı ve cezbedici bir hayat tarzı ve -diğer bir seçenek olanağı bırakılmadığı için- mecburen sisteme katılmanız.
Zira sistem o kadar basit ve aynı zamanda o kadar karmaşık ki yaşamda kendinize bir kulvar açmak için önce bir kimliğiniz, kimliğiniz için bir adresiniz, adresiniz için bir eviniz, bir eviniz olması için bir banka hesabınız, banka hesabınız olması için resmi bir işiniz, daha doğrusu devamlı çalışma kontratınız ve vergi mükkelefi olmanız gerekiyor.
Bu zincirde bir halkanın eksikliği veya yetersizliği sizin bu sistemin dışında kalmanız ve hayatınızı idame ettirmeyi sadece günlük veya rastgele işlere, daha doğrusu şansa bırakmanız anlamına geliyor.
40 yıllık profesyonel hayat
Diyelim ki bütün bunlara sahip oldunuz ve canavarın dişlilerinden birine büyük bir keyif ile dahil oldunuz. Peki diğerlerini atlatıp kendinize yer açtığınız ve bundan büyük memnuniyet duyduğunuz bu sistem size ne verecek biliyor musunuz?
Ortalama olarak 25 yaşında dahil olduğunuzda sizi tam kırk yıllık bir çalışma hayatı bekliyor. Artık bir iş sahibi olduğunuz için 30 veya 35 yıl vadeli kredi ile kendinize bir ev alacaksınız veya buna mecbur bırakılacaksınız (neticede ya kira ödeyeceksiniz ya da kredi). Evin kendinize ait olduğu günü göreceğinize emin olmadan hem geçinmek hem de kredileri ödemek için daha fazla çalışmak zorunda kalacak, yıllık izinlerinizi de yıllık bütçeye soluk aldırması için feda edeceksiniz.
İLAN: Fransız Usulü yeni muhabir ve yazarlar arıyor
| 6 Ocak 2010 | Pinar Ersoy | 6 yorum
Fransız Usulü’nü yenileyemiyorum. Vaktim yok. Ayda bir haberle de siteyi açık tutmanın anlamı yok. O yüzden…
YORUM
Yeni yazarlar ve muhabirler arıyorum. Fransa’da yaşıyorsanız ya da Türkiye’de Fransa’yı takip ediyorsanız Fransa gündemi ile ilgili yazılarınızı, fotoğraflarınızı, yorumlarınızı gönderin, sitede yayınlayayım.
HABER
Şans eseri aranızda gazetecilik öğrencileri varsa, haber yapın, portreler yazın, videolar çekin, kısa filmler gönderin onları da yayınlayayım. Haberin niteliğine göre cüzzi de olsa bir ödeme yapmam bile söz konusu olabilir. Konuşuruz.
İLAN
Eğer paylaşmak istediğiniz ev, iş, özel ders vs. ilanları varsa, bunlara da sitede ücretsiz yer verebilirim. Hazır okuyucu kitlesi varken bunu bir topluluğa dönüştürmemek yazık olur…
Her türlü katkınızı bekliyorum.
Pınar
fransizusulu[@]gmail.com
« Daha yeni haberler — Daha eski haberler »


